İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği

İtirazın iptali davası borçlunun itiraz etmesi sonucu duran ilamsız icra takibinin devamı için açılan özel bir dava türüdür. Birtakım değişikliklerle İsviçre’den hukukumuza aktarılan bu dava türünde mahkeme, alacak davasından farklı olarak, alacağın tahsiline değil, halihazırda başlatılmış olan icra takibinin devamına hükmeder. Ayrıca, Türk hukukuna özgü olarak bu dava türünde alacaklı, icra takibine haksız bir şekilde itiraz eden borçlunun, hükmolunan meblağın yüzde 20’sinden az olmamak üzere bir tazminata mahkum edilmesini talep edebilir. Bunun gibi, haksız ve kötü niyetli bir şekilde icra takibi başlatan alacaklı aleyhine de aynı oranda tazminata hükmedilmesi mümkündür.  

Gerek devlet yargısı nezdinde başlatılmış bir icra takibinin akıbetine ilişkin bir hüküm tesis edilmesi, gerekse de icra-inkar veya kötü niyet tazminatı gibi doğrudan kanundan doğan bir yaptırım içerebilmesi nedeniyle itirazın iptali davalarının tahkime elverişliliği doktrinde çokça tartışılmaktadır. Konuya ilişkin yargı kararlarında da istikrarlı bir yaklaşım benimsendiğinden bahsetmek mümkün değildir.

1. Genel Olarak İtirazın İptali Davaları

İtirazın iptali davasının (İİK m. 67) temel amacı, borçlunun itirazını hükümden düşürerek icra takibinin infaz kabiliyetini yeniden kazanmasını sağlamaktır. Ancak davanın bu takip hukuku işlevi, onun maddi hukuk bağlamındaki niteliği yönünden de köklü tartışmalara yol açmıştır.

İtirazın iptali davasının hukuki niteliğinin belirlenmesi bu dava türünün tahkim yargılamasına konu edilip edilemeyeceği değerlendirmesinde oldukça önemlidir. Bunun bir Tespit Davası olduğunu savunan görüş, mahkemenin borçluyu bir edaya mahkûm etmediğini, sadece takibin devamını engelleyen itirazın haksızlığını saptayan bir tespit hükmü kurduğunu savunur.[i] Buna karşın Eda Davası olduğu görüşünü savunan yazarlar ise itirazın iptali davasının, icra takibine konu edilmiş bir alacağa ilişkin normal bir eda davası olduğunu ve borçlunun ödemeye mahkûm edilmesinin de talep edildiğini belirtmektedir.[ii] Nihayet üçüncü bir yaklaşım, itirazın iptali davasının süre ve takip talebiyle bağlılık gibi özel usul koşulları dışında sıradan bir alacak davasından farkı bulunmayan, Takip Hukukuna Özgü Karma Nitelikte bir dava olduğu yönündedir.[iii]

Uygulamada Yargıtay daireleri arası görüş ayrılıkları yaşansa da Yargıtay’ın yeni kararlarında ağırlıklı olarak itirazın iptali davasının bir “tespit davası” olarak nitelendirildiği görülmektedir.[iv] Bu kapsamda, bu davayı tahsil davasından kesin çizgilerle ayırarak mahkemenin ayrıca bir tahsil kararı vermediği vurgulanmaktadır.

2. İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliğine İlişkin Görüşler

Tahkime elverişlilik, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri işlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların hakem eliyle çözülebilmesini ifade eder (HMK md.408). İtirazın iptali davasının bu kapsamda olup olmadığına dair üç temel yaklaşım bulunmaktadır:

A. İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişli Olmadığını Savunan Görüş

Bu görüşe göre, ilamsız icra takibi ve buna bağlı itirazın iptali süreci devletin egemenlik yetkisine dayanan cebri icra alanına aittir. Cebri icra organları devletin adalet teşkilatı içinde yer aldığından, bu süreci doğrudan etkileyen bir davanın hakem önünde görülmesi devletin hükümranlık haklarıyla bağdaşmaz.

Hakemlerin cebri icra organlarını bağlayıcı ihtiyati tedbir kararı verememesi (MTK md.6/2), onların bu organları bağlayıcı nihai bir hüküm olan “itirazın iptali” kararı da veremeyeceği şeklinde yorumlanmaktadır. Doktrinde bazı yazarlar bu yönde bir yorum anlayışı benimseyerek itirazın iptali davalarının tahkime elverişli olmadığı görüşünü savunmaktadır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 03.11.1978 tarihli bir kararında bu yaklaşım şu şekilde ifade edilmiştir:

“[…]Davacının davalının kompresörünü kiralamasına ilişkin sözleşmede uyuşmazlık halinde hakeme gidileceği kararlaştırılmıştır. Tarafların ihtarnamelerinden aralarında uyuşmazlık çıktığı anlaşılmaktadır. Davacı hakem koşulundan tek yanlı vazgeçerek icra takibine geçemez Bu nedenle davacının borçsuzluğunu değil, hakem yargısı yoluyla borçlu olduğunun saptanmamış bulunması nedeni ile icra takibinin haksızlığına karar verilmesi gerekir. Davalı hakeme başvurarak davacının kendisine borçlu olduğunu belirlediği takdirde hakkında kovuşturmaya geçebilir. […]”.

B. Tahkime Kısmen Elverişlilik ve Tazminat Yasağı Görüşü

Bu görüşe göre, uyuşmazlığın maddi hukuk (alacak) kısmı tahkime elverişli olmakla birlikte, tahkim yargılamasında hakemlerin icra hukukuna özgü müeyyidelere hükmetmesi mümkün değildir.Buna göre, alacaklı hakeme gittiğinde, hakem davayı bir “itirazın iptali davası” olarak değil, “tahsil (alacak) davası” olarak görmelidir. Bu durumda hakem alacağın varlığına hükmedebilir ancak İİK m. 67 anlamında icra inkâr veya kötü niyet tazminatına karar veremez. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 14.12.2000 tarihli  bir kararında “Bu durumda davacı, hakemde itirazın iptali davası açamaz. Ancak usul ekonomisi de dikkate alınarak hakemde açılan davanın ‘tahsil davası’ olarak görülüp sonuçlandırılması mümkündür” denmesi suretiyle bu anlayış benimsenmiştir.[vi] Nitekim, doktrinde Pekcanıtez de (farklı gerekçelerle) tahkimde hakemlerin usul hukukundan kaynaklanan icra inkar tazminatına hükmedemeyeceği görüşünü benimsemektedir.[vii]

C. Tamamen Elverişlilik ve Tazminata Hükmedilebileceği Görüşü

Türk hukuk literatüründe ve yargı pratiğinde savunulan bir diğer önemli yaklaşım, itirazın iptali davasının hem asıl alacak hem de icra hukukuna özgü tazminat talepleri bakımından herhangi bir kısıtlama olmaksızın tahkime elverişli olduğunu kabul etmektedir.Örnek olarak, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 20.10.2025 tarihli ve 2025/2168 E., 2025/3478 K. sayılı güncel kararında, itirazın iptali davasının “süre ve takip talebiyle bağlılığına ilişkin özel koşulları dışında sıradan bir alacak davasından farkı bulunmamaktadır. Bu yönleriyle tarafların iradelerine tabi olduğundan Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 1. maddesi ve HMK’nın 408. maddesi gereğince bu davaların tahkimde görülmesine engel bir durum bulunmamaktadır.” tespitini yaparak, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesinin mümkün olduğunu açıkça ifade etmiştir.[viii]Bu görüş çerçevesinde, hakemlerin sadece alacağın esası hakkında değil, davanın fer’i sonuçları hakkında da karar verebileceği savunulmaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 16.05.2011 tarihli ve E. 2010/826, K. 2011/2941 sayılı kararında[ix]; “Dairemizin yerleşmiş uygulamasına göre hakemler açılan itirazın iptali davalarında karar vermeye ve bunun sonucu olarak icra inkar tazminatı istemi konusunda da karar oluşturmaya yetkilidirler” diyerek bu yetkiyi teyit etmiştir.Aynı şekilde, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de 03.04.2024 tarihli ve E. 2024/212, K. 2024/2703 sayılı kararında, icra inkar tazminatının kamu düzenine ilişkin bir yasak teşkil etmediğini ve uyuşmazlığı çözen hakem kurulunun bu tazminata da hükmedebileceğini belirtmiştir. Bu yaklaşımın temelinde, asıl alacak hakkında hüküm kuran hakemin tazminat için tarafları devlet mahkemesine yönlendirmesinin usul ekonomisine aykırı olacağı düşüncesi yatmaktadır.

Değerlendirmelerimiz

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere itirazın iptali davasının tahkime elverişliliği meselesi Türk hukukunda halen dinamik bir tartışma alanıdır. Yargıtay’ın yakın tarihli kararlarında ağırlık kazanan yaklaşımın “tam elverişlilik” olduğu görülse de farklı daireler tarafından verilen aksi yönde kararların varlığı karşısında bu eğilimin yerleşik hale geldiğinin söylenmesi güçtür. Nitekim çeşitli dairelerin güncel içtihatlarındaki “tam elverişlilik yaklaşımı tarafların tahkim iradesini koruma altına alsa da farklı daireler arasındaki görüş ayrılıkları uygulamada halen belirsizlik yaratmaktadır.

Özellikle icra inkâr tazminatının niteliği ve bu tazminata hakemlerce hükmedilip hükmedilemeyeceği hususundaki yargı makamları arasındaki görüş ayrılığı, tahkim çerçevesinde yürütülen hukuki süreci de önemli ölçüde belirsiz hale getirmektedir. Hukuki belirliliğin sağlanması adına Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun konuyu nihai olarak karara bağlaması ve içtihat birliğini sağlaması ve/veya konunun yasal bir düzenleme ile çözüme kavuşturulması gerektiği kanaatindeyiz.

[i] Çağa, Tahir, Ödeme Emrine İtirazın İptaline Dair, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, 1976/VIII/3, s. 21-31).

[ii] Kuru, Baki / Arslan, Ramazan / Yılmaz, Ejder, İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2014, s. 161-162.

[iii] Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Surgurtekin Özkan, Meral / Özekes, Muhammet, İcra ve İflâs Hukuku, Ankara, 2013, s. 197-200.

[iv] Yılmaz, Ejder, “Tahkimde İtirazın İptali Davası ve Tahkime Elverişlilik Kuralı”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 16, Özel Sayı 2014, s. 531-554, s. 536 vd.

[v] Yargıtay 13. HD’nin 3.11.1978 tarihli ve 4625/4623 sayılı kararı (Yılmaz, s. 542)

[vi] Yargıtay 19. HD’nin 14.12.2000 tarihli 2000/5610 E., 2000/8669 K. sayılı kararı.

[vii] Pekcanıtez, Hakan, Tahkimde Açılan İtirazın İptali Davasında Hakemler İcra ve İnkâr Tazminatına Karar Verilebilir mi?, Fasikül Hukuk Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 100, Mart 2018, s. 57-65, s. 63.

[viii] Yargıtay 6. HD’nin 20.10.2025 tarihli ve 2025/2168 E., 2025/3478 K. sayılı kararı.

[ix] Yargıtay 15. HD’nin 16.5.2011 tarihli ve 2010/826 E., 2011/2941 K. sayılı kararı; Benzer şekilde, Yargıtay 15. HD’nin 3.4.2008 tarihli ve 2008/262 E., 2008/2138 K. sayılı kararı.