Anayasa Mahkemesi Rekabet Kurumunun “Yerinde İnceleme” Yetkisini Anayasa’ya Uygun Buldu: Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. Kararı Sonrası Yeni Yaklaşım 

Türk rekabet hukuku uygulamasının en etkili ve tartışmalı araçlarından biri olan “yerinde inceleme” (dawn raid) yetkisi, Anayasa Mahkemesi’nin (“AYM”) 17.02.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararı ile yeni bir boyuta taşın. AYM, 6.11.2025 tarihli ve E.2023/174, K.2025/224 sayılı bu kararıyla, Rekabet Kurulu’nun (“Kurul”) hâkim kararı olmaksızın gerçekleştirdiği incelemelerin önünü açan yasal düzenlemeyi Anayasa’ya uygun buldu. Bu karar, özellikle AYM’nin 2023 yılındaki Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. bireysel başvuru kararında ortaya koyduğu konut dokunulmazlığı odaklı yaklaşımıyla yarattığı çelişki nedeniyle uygulamada derin tartışmalara yol aç. 

1. Uyuşmazlığın Arka Planı ve İptali İstenen Kurallar 

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (“RKHK”) md.15 f.1 uyarınca Kurul kendisine verilen görevleri yerine getirirken “gerekli gördüğü hallerde” teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde incelemede bulunabilir. İlgili maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesinde ise yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda, yerinde incelemenin sulh ceza hakimi kararı ile yapılacağı öngörülmüştür. 

Danıştay 13. Dairesi ve Ankara 11. İdare Mahkemesi tarafından yapılan itiraz başvurularında, RKHK md.15 hükmünün iki temel unsuru Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla mercek altına alınmıştır: 

  • RKHK md.15 f.1 yönünden: Kurul’un yerinde inceleme yapma yetkisini “gerekli gördüğü hallerle” sınırlayan ibarenin belirsiz olduğu ve keyfiliğe yol açtığı ileri sürülmüştür. 
  • RKHK md.15 f.3 c.2 yönünden: Maddede yer alan, hâkim kararının yalnızca incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığı durumunda aranacağına dair hükmün, anayasal güvenceleri işlevsiz kıldığı savunulmuştur. 

2. Anayasa Mahkemesinin Değerlendirmesi

2.1 Yerinde İncelemenin Engellenmesi Halinde Sulh Ceza Hakimine Başvurulması Yönünden 

AYM, iptali talep edilen birinci ve üçüncü fıkraları ayrı ayrı incelemiş, bu kapsamda öncelikle, üçüncü fıkranın ikinci cümlesinde yer alan “Yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ceza hâkimi kararı ile yerinde inceleme yapılır.” hükmünü değerlendirmiştir. 

AYM, somut norm denetimi başvurusuna konu uyuşmazlıklarda, maddede öngörülen şekilde engelleme durumuna dayanılarak verilmiş bir sulh ceza hâkimi kararı bulunmadığını ve uyuşmazlıkların çözümünde ilgili hükmün etkili olmadığını tespit etmiştir. Buna istinaden AYM, anılan hükme ilişkin başvuruyu yetkisizlik nedeniyle reddetmiştir. 

2.2 Yerinde İnceleme Yetkisinin Kullanımında Kurul’un Gerekli Gördüğü Haller” Yönünden

Karara konu itiraz başvuruları Anayasa md.2, 13 ve 21 hükümleri kapsamında gerçekleştirilmiştir. Buna karşın AYM itiraza konu düzenlemeyi Anayasa md.13 (temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması) ve md.21 (konut dokunulmazlığı) hükümleriyle ilgili görmemiş, incelemesini Anayasa md.2 (hukuk devleti ilkesi) ile md.167 (Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi) çerçevesinde gerçekleştirmiştir. 

AYM incelemesini sırasıyla aşağıdaki kıstaslar yönünden yapmıştır. 

a. Belirlilik ve Öngörülebilirlik 

BaşvurulardaKurul’un yerinde inceleme yetkisini tatbikinde kıstasın “gerekli görülen haller” şeklinde ifade edilmesinin belirlilik ilkesine aykırı olduğu ve idareye keyfi bir takdir alanı tanıdığı ileri sürülmüştür. Ne var ki AYM, kavramın hukuki bir belirsizlik içermediğini savunmuştur. Kararda, rekabet ihlallerinin çok farklı şekillerde ortaya çıkabileceği, bu nedenle kanun koyucunun tüm ihtimalleri tek tek saymasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. AYM’ye göre, inceleme yetkisinin kapsamı Kanun ile belirlenmiş görevlerle sınırlı olduğundan, bu ibare Kurul’a sınırsız bir takdir yetkisi tanımamaktadır. 

b. Devletin Pozitif Yükümlülükleri (Anayasa md.167) 

İlgili madde kapsamında AYM, hükmün devlete, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı işlemesini sağlama ve piyasalarda oluşabilecek fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme görevini bir “ödev” olarak yüklediğini belirtmektedir. Buna göre, söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmesinde, Anayasa’ya aykırı olmamak şartıyla araç ve usul seçimi konusunda kanun koyucunun takdir yetkisi mevcuttur.  

İtiraza konu hüküm özelinde de AYM, düzenlemenin, rekabete aykırı davranışların tespiti için delil elde etmeye yönelik olduğu; Kurul’a tanınan inceleme yetkisinin, md.167 kapsamındaki pozitif yükümlülüğün gereği ve takdir yetkisi sınırları içinde kaldığını değerlendirmiştir. 

3. Karara Yönelik Eleştiriler ve Karşıoy Gerekçeleri 

AYM’nin 6.11.2025 tarihli bu kararı gerek mahkemenin geçmiş içtihatlarıyla önemli ölçüde çelişmesi gerekse de temel hak ve hürriyetlerin korunmasına ilişkin benimsediği çelişkili esaslar yönünden sert bir şekilde eleştirilmiştir. Nitekim, karara katılmayan 5 üye de karşıoy gerekçelerinde önemli eleştirilere yer vermiştir.  

Karşıoy kullanan üyelerin temel eleştirisi, yerinde inceleme faaliyetinin hukuki niteliğinin çoğunluk tarafından hatalı değerlendirilmiş olmasıdır. Çoğunluk, kural ile Anayasa md.21’de güvence altına alınan konut dokunulmazlığı arasında bir bağ kurmamıştır. Ancak bu yaklaşım, AYM’nin konut kavramına ilişkin yerleşik içtihadıyla açık bir çelişki oluşturmaktadır. Nitekim bu durum, özellikle AYM’nin 2023 tarihli Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. bireysel başvurusu kararıyla bütünüyle ters düşmesi nedeniyle ciddi biçimde eleştirilmiştir. 

23.03.2023 tarihli kararda AYM, yerleşik içtihadına uygun olarak, başvurucu teşebbüsün merkez ve şubelerinde herkesin serbest erişimine açık olmayan alanların “konut” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinde tereddüt bulunmadığını açıkça ortaya koymuştur. Bu çerçevede, RKHK md.15 uyarınca gerçekleştirilen yerinde incelemenin konut dokunulmazlığına müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşmış; devamında ilgili hükmü Anayasa md.21 yönünden inceleyerek, maddede öngörülen hâkim güvencesinin RKHK md.15’te mevcut olmadığını tespit etmiştir.  

Buna karşılık 06.11.2025 tarihli kararda AYM, yalnızca iki yıl önce bireysel başvuru üzerine verdiği bu karara zıt bir sonuca ulaşmış; üstelik önceki içtihadında benimsediği esaslardan neden ayrıldığını açıklayan herhangi bir gerekçe de ortaya koymamıştır. Karşıoy gerekçelerinde de vurgulandığı üzere, temel hak ve özgürlüklerin yargısal güvencesi konumundaki bir yüksek mahkemenin, gerekçe göstermeksizin önceki yaklaşımını terk etmesi öncelikle gerekçeli karar hakkının ihlalini teşkil etmektedir. Bu ölçekte bir içtihat değişikliğinin açıklamasız biçimde gerçekleştirilmesi, yalnızca somut olay bakımından değil, temel hak ve hürriyetler yönünden yargısal koruma işlevini haiz AYM’ye olan güvenin sarsılmasına da yol açacaktır. 

4. Değerlendirme

AYM’nin 06.11.2025 tarihli kararı, Rekabet Kurumu’nun inceleme yetkilerini mevcut yasal çerçevede muhafaza etse de kurumsal içtihat bütünlüğü açısından ciddi bir sarsıntı yaratmıştır. Mahkeme’nin bireysel başvuruda “hak ihlali” olarak gördüğü bir usulü, norm denetiminde Anayasa’ya uygun bulması teşebbüsler nezdinde hukuki belirsizliğe yol açmaktadır.  

Özellikle yaptırım tehdidi altında verilen rızanın hukuki geçerliliği ile hâkim güvencesinin yalnızca “direnme” halinde devreye girmesi yaklaşımının, Anayasa md.21’de güvence altına alınan konut dokunulmazlığı rejimiyle bağdaşması güç görünmektedir. Buna rağmen AYM’nin norm denetiminde somut olay bağlamını Anayasa md.21 yönünden değerlendirme dışı bırakması, ilgili normun Anayasa’ya uygunluğu yönünden yapılan değerlendirmeyi eksik kılmıştır. Dahası, konunun konut dokunulmazlığı ile bağlantılı olmadığı yönündeki tespit, RKHK md.15 f.3 c.2 kapsamında sulh ceza hakimliğince yapılacak değerlendirmelerin kapsam ve mahiyeti yönünden de belirsizlikleri beraberinde getirecek niteliktedir.