Alacaktan Sermayeye: Ortak Alacağının Sermayeye Eklenmesi

Şirketlerin sermaye artırımı yöntemlerinden biri de şirket ortaklarının (pay sahiplerinin) şirketten olan alacaklarının şirket sermayesine eklenmesidir. Bu yöntemde, ortağın şirketten olan alacağı, aynî sermaye olarak şirkete konulur; böylece şirket sermayesi artırılır ve ilgili ortağa yeni paylar ihraç edilir. Ancak, bu işlemin hukukî olarak geçerli olabilmesi için, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (“TTK”) öngörülen usul ve şartlara uyulması önem arz eder. Bu yazımızda, ortak alacağının sermayeye eklenmesini hem anonim hem de limited şirketler açısından, uygulamadaki pratik yönleriyle birlikte ayrıntılı olarak ele alıyoruz.

Alacaktan Sermayeye Dönüşümde Hukuki Şartlar

a. Alacağın Vadesinin Gelmiş (Muaccel) Olması

Kanun’da açıkça, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulabilecek unsurlar sayılmıştır. Bu kapsamda, para ile birlikte alacakların da sermaye olarak değerlendirilebileceği açıkça ifade edilmekte olup, ortak alacağının sermayeye eklenmesi bir aynî sermaye artırımı yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte, kanun koyucu anonim ve limited şirketler için aynî sermaye olarak konulabilecek malvarlığı unsurları için bazı sınırlamalar getirmekte ve bu hükümler ile sermaye olarak kabul edilemeyecek değerleri sayarken; hizmet edimlerini, kişisel emeği, ticari itibarı ve henüz vadesi gelmemiş alacakları açıkça kapsam dışında bırakmaktadır. Bu nedenle, bir ortağın şirkete olan alacağını sermaye olarak koyabilmesi için, öncelikle bu alacağın muaccel hale gelmiş, yani ortağa ödenebilir durumda olması gerekir. Ayrıca, söz konusu alacak üzerinde herhangi bir sınırlı aynî hak, haciz veya tedbir bulunmaması da diğer şartlar arasında yer alır.

Kanunda öngörülen bu koşullar birlikte sağlandığında, ortak alacağının sermayeye eklenmesinin önünde kural olarak herhangi bir engel bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle, vadesi gelmiş ve tasarrufa elverişli bir alacak, kanun kapsamında aynî sermaye olarak şirkete konulabilir ve bu yolla sermaye artırımına gidilebilir.

Diğer yandan, ortaklara olan borçların muhasebesel kayıtları da bu sürecin belirlenmesinde önem taşır. Ortakların alacakları, şirket bilançolarında, 431 “Ortaklara Borçlar (Uzun Vadeli)” ve 331 “Ortaklara Borçlar (Kısa Vadeli)” hesaplarında izlenir.  Uygulamada, 431 numaralı hesapta izlenen borçlar uzun vadeli sayıldığından, bunlar kural olarak henüz muaccel kabul edilmeyebilir. Öte yandan buna kıyasla 331 hesabında izlenen borçlar, vadesi bir yılın altına düşmüş ve dolayısıyla muacceliyeti yaklaşmış borçlar şeklinde değerlendirilmektedir.

b. Bilirkişi veya Mali Müşavir Raporunun Alınması

Ortak alacağının sermayeye dönüştürülmesi, hukuki açıdan aynî sermaye konulması kapsamında değerlendirilir. Nakit sermaye artırımından farklı olarak, aynî nitelikte sermaye koyulabilmesi için TTK, şirkete getirilen değerin resmi bir raporla tespit edilmesini zorunlu kılar. Gerek kuruluş aşamasında gerekse sermaye artırımında aynî sermaye olarak konulacak varlıkların gerçekliği ve değeri, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişiler tarafından belirlenir. Bu rapor, kullanılan değerleme yönteminin uygunluğunu, alacağın gerçekten mevcut ve geçerli olup olmadığını, tahsil edilebilirliğini ve tam değerini içerir ve son aşamada mahkeme tarafından onaylanır.

Buna karşın, ortağın kendi alacağını şirkete sermaye olarak koyduğu hallerde mahkeme bilirkişi sürecinin zaman kaybına yol açtığı gerekçesiyle, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 27 Eylül 2013 tarihli ve 7326 sayılı Genelgesi ile ticaret sicillerine bir uygulama kolaylığı sağlamıştır. Genelgeye göre, ortağın kendi alacağını sermaye olarak koyması halinde, TTK’nın öngördüğü mahkeme bilirkişi raporu yerine YMM veya SMMM raporu, denetime tabi şirketlerde ise denetçi raporu tescil için yeterli kabul edilebilmektedir. Uygulamada, ticaret sicilleri de bu raporları yeterli görerek ortak alacaklarının sermayeye eklenmesine ilişkin işlemleri kayda geçirmektedir.

Ancak bu idari yaklaşımın kanunda açıkça düzenlenmediği gözden kaçırılmamalıdır. Zira, kanun halen mahkeme bilirkişisi tarafından değerleme yapılmasını şart koşmaktadır. Kanunun bir genelge ile değiştirilemeyeceği ve genişletilemeyeceği dikkate alındığında, yalnızca YMM/SMMM raporuna dayanarak alınan sermaye artırım kararlarının hukuken tartışmaya açık olduğu hususu unutulmamalıdır. Nitekim kanuna, esas sözleşmeye veya özellikle dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararları, karar tarihinden itibaren 3 (üç) ay içinde iptal davasına konu olabilir. Bu bağlamda, her ne kadar uygulamada YMM/SMMM raporuna dayalı sermaye artırımları yerleşmiş bir yöntem olarak yer alsa da ihtilaflı süreçlerde kanun hükmü de göz ardı edilmemelidir.

c. İç Kaynak Kullanımına Öncelik Verilmesi

Sermaye taahhüdü yoluyla yapılacak sermaye artırımlarında göz ardı edilmemesi gereken bir diğer husus ise iç kaynaklara öncelik verilmesi gerekliliğidir. TTK’da, bilançoda sermayeye eklenebilecek fonlar veya yedek akçeler bulunması halinde, bu kaynaklar sermayeye dönüştürülmeden sermaye taahhüdü yoluyla artırım yapılamayacağını açıkça düzenlenmiştir. Kanun koyucu, bu düzenlemenin amacının, mevcut ortaklara zarar vermek amacıyla bir sermaye artırımı yapılmamasının önüne geçmek olarak belirtir. Zira şirketin bedelsiz olarak sermayeye ilave edebileceği bir kaynak varken dışarıdan (yeni para veya alacak aktarımı yoluyla) artırım yapılması, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebilmektedir.

Teknik olarak, şirketin, ortağa olan borcu da ortağın şahsi malvarlığı olduğundan, bu borç dış kaynak niteliği taşır ve bu bağlamda böyle bir sermaye artırımında öncelikle iç kaynakların tüketilmesi gerekir. Nitekim, Yargıtay da bu düzenlemeyi teyit eder nitelikte kararlar vermektedir.[1]

Her ne kadar m.462 doğrudan anonim şirketlere uygulanmak üzere kaleme alınmış olsa da TTK m.622’deki atıf gereğince, anonim şirketlere ilişkin butlan ve iptal sebepleri limited şirketler için de kıyasen uygulanır. Bu nedenle, aynı anonim şirketler gibi limited şirketlerde de iç kaynaklar kullanılmadan dış kaynak niteliğindeki bir kaynaktan artırım yapılması halinde, alınan genel kurul kararının dürüstlük kuralına aykırı olduğu ileri sürülebilir ve iptal davasına konu edilebilir.

Sonuç olarak, ortak alacaklarının sermayeye eklenmesi yoluyla sermaye artırımı yapılması planlanırken, ilk olarak bilançoda sermayeye dönüştürülebilecek iç kaynakların bulunup bulunmadığının araştırılması, mevcutsa öncelikle bunların kullanılmasının sağlanması ve işlemin amacına göre dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi önem arz eder.

[1] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019 tarihli bir kararında (E.2019/88, K.2019/7008) iç kaynakların tamamı sermayeye eklenmeden dış kaynaklardan artırım yapılmasının emredici nitelikteki TTK m.462/3’e aykırı olduğu ifade ederek genel kurul kararını iptal etmiştir.  Benzer yöndeki başka bir karar için bkz. Yargıtay 11. HD, T. 07.07.2022, E.2021/1887, K.2022/6427 (azınlık ortağın pay oranının düşmesine yol açan dış kaynaklı sermaye artırımının, iç kaynaklara öncelik verilmediği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir).

Sonuç

Ortak alacaklarının sermayeye eklenmesi yoluyla gerçekleştirilen sermaye artırımları, doğru uygulandığında hem şirketin borç yükünü hafifleten hem de sermaye yapısını güçlendiren etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. TTK, muaccel hale gelmiş alacakların aynî sermaye olarak şirkete konulmasına izin vermektedir; ancak bu işlemin sağlıklı şekilde yapılabilmesi için alacağın varlığının ve değerinin bilirkişi raporuyla ya da bir mali müşavir raporuyla teyit edilmesi gerekiyor. Uygulamada, Bakanlık görüşleriyle bazı kolaylıklar sağlanmış olsa da kanun hükümlerine riayet edilmesi ve özellikle iç kaynaklar mevcutken dış kaynağa başvurulmasının dürüstlük kuralı ihlali riskini barındırdığı göz ardı edilmemelidir.

[1] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019 tarihli bir kararında (E.2019/88, K.2019/7008) iç kaynakların tamamı sermayeye eklenmeden dış kaynaklardan artırım yapılmasının emredici nitelikteki TTK m.462/3’e aykırı olduğu ifade ederek genel kurul kararını iptal etmiştir.  Benzer yöndeki başka bir karar için bkz. Yargıtay 11. HD, T. 07.07.2022, E.2021/1887, K.2022/6427 (azınlık ortağın pay oranının düşmesine yol açan dış kaynaklı sermaye artırımının, iç kaynaklara öncelik verilmediği gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir).

Sıkça Sorulan Sorular

Ortak alacakları sermayeye eklenebilir mi?

Evet eklenebilir. Ancak sadece muaccel hale gelmiş ve üzerinde haciz veya rehin bulunmayan alacaklar sermaye olarak ilave edilebilir.

Ortak alacağının sermayeye eklenmesi ne anlama gelir?

: Ortakların şirketteki alacaklarının, nakit yerine aynî sermaye olarak şirkete konulması ve bu yolla sermaye artırımının yapılmasıdır.

Ortak alacağının sermayeye eklenmesi için mahkeme bilirkişi raporu zorunlu mudur?

TTK m.343 uyarınca kural olarak mahkeme bilirkişi raporu gereklidir; fakat uygulamada YMM/SMMM raporları da kabul edilmektedir.

Ortak alacakları iç kaynak mı dış kaynak mı sayılır?

Ortak alacakları kural olarak dış kaynak niteliğindedir.

İç kaynaklar mevcutken dış kaynakla artırım yapılabilir mi?

Hayır, kural olarak iç kaynaklar mevcutken dış kaynaklar ile sermaye artırımı yapılamaz. Aksi halde, genel kurul kararı iptal davasına konu olabilecektir.

İç kaynaklardan sermaye arttırımına öncelik verilmesine ilişkin kurallar Limited şirketler için de geçerli midir?

Evet. Her ne kadar m.462 doğrudan anonim şirketlere uygulanmak üzere kaleme alınmış olsa da TTK m.622’deki atıf gereğince, anonim şirketlere ilişkin butlan ve iptal sebepleri limited şirketler için de kıyasen uygulanır.